Anasayfa Mizah Köşemiz
Başınızdan Geçen yada duyduğunuz ilginiç olayları bizimle paylaşın yayınlayalım


Simit Parası
Cuma, 02 Temmuz 2010 12:10

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:

- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:

- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?

-  Ahmet arkadaşımız var ya…

-  Evet, ne olmuş Ahmet'e?

- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.

-  Eee?

-  Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

 

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

 

Nurhan Öğretmen:

- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.

- Nerede çalışıyorsun?

- Simit satıyorum.

 

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

 

Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu:

- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı…

- Niçin?

- İnsanlara daha çok yardım etmek için…

- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?

- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.

— Neden olmaz?

— Üç sebepten dolayı olmaz.

 

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

 

İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.

 

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

 

Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:

- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

 

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

 

Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı.

 

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.

Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

 

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen.

İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti.

Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.

 

Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak' diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti  

 

Hikayeyi beğendiyseniz maddi durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın. 

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!

"Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir."

 
Sen Nerelisin
Çarşamba, 09 Aralık 2009 08:06
2006 yazı İzmir’in Gümüldür ilçende bulunan kurumumuza ait sosyal tesislerden Özdere kampında bir köylü ile karşılaşmamızı anlatacağım.
Sıcak yaz akşamı arkadaşlarla voleybol oynamaya gitmiştik. Eşimde çocukları alıp arkadaşın eşi ile çay bahçesine gitti. Voleybol oynarken cep telefonum çaldı. Telefondaki eşimdi. 

“Burada bizim köylü birisi var …….. isimli tanıyor musun?” dedi.
“Tanımıyorum” dedim.

Neyse bizim oyun bitti. Ama bu arada bizim köylüyü merak etmeye başladım. Çünkü düşündükçe kuruma ait tatil beldesine girebilecek birkaç kişi var onlar orda olsaydı mutlaka görürdüm diye düşündüm ve çok merak etmeye başladım. Çünkü tesisde yaklaşık 2 binin üstü insan var.
Eşim geldi ve olayı anlatmaya başladı. Çay bahçesinde arkadaşı ile otururken bayanlar arasında muhabbete başlamışlar. Muhabbetin ilerleyen safhalarında birbirlerine memleketlerini sormaya başlamışlar. Sorarlarken eşim Konyalı olduğunu söylemiş.
Ordan bi bayan “Bende Konyalıyım sen Konya’nın neresindensin” demiş.Eşim, “Doğanhisar ilçesinden siz neresindensiniz” demiş.
Bayan, “Bende Doğanhisarlıyım, siz Doğanhisarın neresindensiniz” demiş.
Eşim, “Ayaslardanım” demiş.
Bayan, “Kimlerdensin” demiş,.
Ben böyle anlatıyorum ama bu konuşmalar köylü bayan ve eşim arasında baya heyecanlı geçiyormuş.
Eşim, Şaşırarak “Bakoluların geliniyim”
Bayan, “Sekinenin mi, Fadimenin mi” diye sorunca eşim çok şaşırmış ve hakikaten o bayanın bizim köylü olduğuna inanmış. Çünkü bayan nokta atışı yapmış.
Eşim, “Fadimenin geliniyim” deyince,
Bayan, “Hangisinin eşisin”
Eşim, “İbrahim’in”demiş.
Bayan, “Ben onların çocukluklarını bilirim’ demiş.
Bu anlatımlar üzerine baya merak ettim. Eşime telefon numarasını bırakmış. Hemen aradım. Kararlaştırdığımız bi yerde buluştuk. Köylü bayanı görünce tanıdım. Kim olabilir sizce.Lakabı Delilerden Ayten Hanım. Eşi ile beraber gelmişler. Eşi de çok muhterem bi insan. Her yaz köye geliyorlarmış. Oturduk baya bi konuştuk
Bir köylü ile umulmadık bir yerde karşılaşmak bizi çok mutlu etti ve güzel bir sürpriz oldu.

////////////////////////////////////////////////////

Bizim köyden Aydın’a çalışmaya gidenlerden bir köylü, sinemaya gitmiş. Sinemada Cüneyt ARKIN’ın  “Ala Geyik” filmi varmış. Filmde Cüneyt ARKIN pusuya düşüp yaralanınca bizim köylü dayanamamış ve aya kalkıp. “Uleeen bununda hiç arkası yokmuş, dayan bizim olan ben geliyorum” deyip fırlamış
 
Selamünaleyküm
Çarşamba, 09 Aralık 2009 08:05
Köyde büyüklerimizin konuşması esnasında duyduğum İbili Mustafa'sının başından geçen ve kendi anlatımından duyduğum bir olayı anlatmak istiyorum.

Bilgiğiniz gibi İbili Mustafa'sının oğlu İbrahim Fransa'da yaşamaktadır. Kendisi olunu ziyarete Fransa'ya gitmiş ve hava alanına inmiş. Ne olduysa oğlu İbrahim karşılayamamış.

 Yol bilmez dil bilmez bir halde ne yapacağını şaşıran Mustafa emmi bulunduğu ortamda yürürken "Selamün aleyküm, Selamün aleyküm" demeye başlamış. Tabi ecnebi memleketinde onu anlayan birileri çıkana kadar bunu tekrar etmiş. Sonunda bisiri "Aleykümselam" deyince Mustafa emmi Türkçe bilen birisine rastlamanın verdiği mutlulukla adresi sorarak oğluna ulaşmış.



Yazan İbrahim Çetinkaya
 
Kaba'ya Varma Geceye Kalma
Çarşamba, 09 Aralık 2009 08:04

Anlatacağım olayın kahramanlarının hepsi ahirete intikal etmiş kişilerdir. Ruhları şad olsun.

Bir gün kasabamız sakinlerinden Topal ibrem, Peşkirli Alisi ve Gokucu ürüştüsü üç kafadar Hüyüğün kaba kasabasına termiye satmaya giderler. Topal ibrem ve Peşkirli Alisi giderken Ürüştü amcayı kafaya almaya başlamışlar. Kabada çok şeytan varmış keşke akşama kalmasaydık. İnşallah sağ uslu geri döneriz gibi korku verici şeylerden bahsetmeye başlamışlar.

Ürüştü amcada bunların dediklerinden etkilenmeye başlamış. Akşam olmuş  bir köy odasında konaklamışlar. Bir birlerine aman okuyup üfleyip öyle yatın diye tembih etmişler. Hatta terimiye çuvallarını falanda hemen kenarlarında bir yere üst üste kaymışlar çalınmasın gece diye ve yatmışlar. Daha aradan beş on dakika geçmiş geçmemiş Topal ibrem anam anam diye bağırmaya başlamış mahsuzdan. Biri bana vuruyor diye.  Biraz zaman geçmiş aradan başlamışlar Ürüştü amcaya vurmaya hem vururlarmış hem de kendileride bir yandan bağırırlarmış, anam anam diye. Ürüştü amcaya bir ezan falan okuttururlarmış. Kalkar bir namaz filan kılarmış, bir okuyup üflermiş ama yatar yatmaz gene başlarlarmış ne yaparsa yapsın birazdan bir muziplik daha yaparlarmış temriye çuvallarını üzerine yıkmışlar. Ürüştü amca kalkar bir ezan daha okurmuş………    Sabaha kadar adamcağızı uyutmamışlar. Sabah olunca da bir birlerine Ürüştü amcadan çok dert yanarlarmış gece amma dayak yeyiverdik diye. Bu olayın ardından Ürüştü amca bir daha kabaya gitmemiş.

Yazan Mevlüt Uçar
 
İtaat Et Rahat Et
Çarşamba, 09 Aralık 2009 08:02
Rahmetli amcam(Keramattin Uçar) askerde iken çamaşırlarını yıkamak için uygun bir alana ateş yakar üzerine tenekeye su koyup ısıtır ve o su ile çamaşırlarını yıkamaya başlar. İyilik maksadı ile aynı koguşta beraber kaldığı Onbaşı  arkadaşına kirli elbiselri ver de yıkıyayım der ve yıkayıverir. Aradan bir süre geçer amcam gene ateş yakıp su ısıtmaya başlar. Tam o sırada daha önce çamaşırlarını yıkadığı arkadaşı bu sefer çamaşırlarını tolayıp gelir amcamın önüne atar emir baki yıkamasını söyler. Bu olaya çok canı sıkılan amcam yanan odun parçasını kaptığı gibi adamın tam boynu kütüğüne yerleştirir. Adam hem acı hemde yanan odunun ateşinden kendini zor kurtarıp kaçar. Selamlar

Gönderen Recep Uçar
 
Eşeğin İnadı
Çarşamba, 09 Aralık 2009 08:01

Rahmetli (Keramettin Uçar) amcamın bir anısını paylaşmak istiyorum.

Amcam bir gün hayvanların yemlerini vermek için ahıra inmiş, ama ahır kapısı bir türlü açılmak bilmiyormuş. Neyse amcam tüm gücüyle kapıyı itekleyerek açmış bir bakmış ki eşek kapıya dayanmış amcam iteledikçe oda kıçıyla kapının ardından dayanıyormuş, kapı bu yüzden açılmıyormuş.

Amcam ahırdaki işini bitirmiş ve çıkmak için eşeği hafifçe itekleyip geçekmiş ki eşek gene direniyor. Amcamda eline küreği alıp eşeği hafifçe iteklemiş ve küreğin sapını eşeğe dayamış. Eşek başlamış gene ısrarla direnmeye neyse amcam eve çıkmış. Sabahleyin tekrar ahıra indiğinde ne görse eşek küreğin sapına hala direnirmiş.

Yazan Mevlüt Uçar
 
Ben Bilmem
Çarşamba, 09 Aralık 2009 07:57
slm  arkadaşlar yine sizlerle  bildiğiniz  ayazlarda eskiden  olmuş  bi anı  anlatayım  babba  kemalinin  anası  babbana şahit  olarak  hakim  huzuruna  çıkar   ve  hakim  sorar--- adın  ne  teyze? der --babbana  ---ben  bilmem  kemalim  bilir  der hakim  tekrar  sorar  babbana  bu sefer  oğlum  dedimya  evimin  erkeği  kemalim  bilir  der   ve hakim  babbananın  şahitliğinden  vaz  geçer  dışarı  çıkartır.   bu  anıdanda  anlaşıldığı gibi  eski  adetler bardak  olmuş  ayazlarda  saygılar

Gönderen Muhammer Eser
 
At Mezarına Fatiha
Çarşamba, 09 Aralık 2009 07:54
Bursanın Karacabey İlçesine Baglı Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğünde at yetiştiriciliği yapılmaktadır. iki adet ata yaptıklarından dolayı anıt at mezar yapılmış. İlk bakışta insan mezarlığı ile hiç bir farkı yoktur. Tek farkı taştaki yazılarıdır. Bu işletmeye diger işletmelerden seminere katılmak üzere ziraat mühendisleri gelmiş. Gelen mühendisleri gezdiren görevli Anıt  mezarların yanına gelince Mezarlığın; işletmenin eski bir emektarına ait olduğunu  söyler, onlarda başlamışlar  fatiha okumaya. Dua bitirince mezar taşını bir okumuşlar ki; Mezarlıgın iki  ünlü ata ait oldunu görünce bozulmuşlar. Ama komik bir anı olarak burda anlatılırlar. Selamlar.

Gönderen Recep Uçar
 
Alafas Göletinde Sörf
Çarşamba, 09 Aralık 2009 07:50
slm arkadaşlar bi anımı paylaşcam sizlerle bilindiği gibi ayazlarlı gençler olarak imece usulu birbirimize oduna giderdik sıra bende idi ogün arkadaşlarla manstıra bakoğlu gilin ağılının üstünde odunlarımızı aldık dönüşte alafas göletinin orda eşşek yıkıldı odunu bıraktık geldik olaydan haberdar olan kadir çoşkun etesi gün erkenden o odunları almaya gider. Daha elli metre gitmeden eşşek gölete düşer eşşeğin peşinde kadirde atlar eşşeğini kurtarmaya lakin eşşek semerden kurtulur kurtulmaz yüzme bilmeyen sahibi kadir çoşkun\' yulardan yapışır ve başlarlar alafas göletinde eşeği ile sörf yapmaya işte ogün bugündür kadir arkadaş 20 cm derin suya yaklaşmaz ve eşşeğine can borcunu yıllık 200 kg arpa ile ödüllendirir bu hikayeyi dost fm gönüllüleri mizah olarak analtır oldu sohbetlerinde saygılar.

Gönderen Muhammer Eser
 


 

Ayaslardan Canlı Yayın


Tıklayınız

Kullanıcı Adı: ayaslar
Şifre: 258456

Net Eğitim

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi

ZİYARETÇİ SAYISI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün58
mod_vvisit_counterDün179
mod_vvisit_counterBu Hafta237
mod_vvisit_counterBu Ay916
mod_vvisit_counterToplam42803